Fırtına-Shakespeare

by Erkan K.

 

Gramer bir tümce için neyse, politik toplumda (ekonomi-politik devlet erki) millet için odur. Ve nasıl ki sözün kullanım biçimini dil belirliyorsa toplum açısından da belirleyici olan kurallar vardır. Peki egemenlerin şekillendirdiği gramer, tebaa tarafından reddediliyorsa ne olacaktır. Ya da şöyle söyleyelim bahsettiğimiz bu durumun içinde bulunan sanatçı nasıl davranacaktır. Bunu Shakespeare için çevirdiğimizde, Shakespeare’in bozulan düzen karşısında egemenlerden yana bir tavır aldığını ve bunu eserlerinde yansıttığını görüyoruz.

Konuyu daha da açacak olursak onun döneminde İngiltere geçmişinden devraldığı bir sürü sorunla yüz yüzeydi. En önemli mesele kapitalizmin gelişmeye başlamasıyla sermaye artışı sağlamaya çalışan toprak sahipleri (bir çoğu krallık ile organik bağı olan kişilerdi) köylüleri topraklarından atarak onların kentlere akın etmesine neden olmuş bu durum manüfaktürün ihtiyaç duyduğu ucuz işgücü talebini doyurmuş; iş gücü fazlası olan çok büyük kesim toplumsal düzen için bir tehdit durumuna gelmiştir. Kapitalizmin yarattığı bu olumsuz durumdan yola çıkan Cristopher Caudwel’e göre Fırtına oyununun yorumu da şu şekilde açımlanıyordu :
“insan, burjuva uygarlığının kokuşmuşluğundan uzak, fırtına adasında sessiz, soylu düşünceleriyle baş başa yaşamaya kalkışır. Bu yaşantı, bir Elizabeth çağı gerçekliğini içinde taşır yine; sömürülen bir sınıf vardır -Caliban, aşağılık serf- bir de ancak bir süre için iş gören ‘Ariel, özgür ücretli emekçinin kutsallaştırılmışı. Bu cennet çok sürmeyecek, oyuncular gerçek dünyaya dönecektir. Sihirli değnek kırılacaktır. Ama yine de saflığı ve çocuksu aklı içinde fırtına’da ve onun sihirli dünyasında insanı çeken bir taraf vardır; doğa güçleri garip bir komünizm öngörüsü içinde, insanların hizmetine koşulmaktadır.”  Bu eleştiride bana göre en doğru nokta paragrafın başında söylenen “insan” kelimesidir. Caudwel’e göre Prospero adaya kendi isteğiyle burjuva dünyasının kokuşmuşluğundan kaçıp ruhunu dinlendirmek için gitmiştir. Bu noktayı Caudwel’ in bir yanılgısı olarak kabul edip kendi eleştirimize başlayalım.

Oyunda Shakespeare’in yaşadığı dönemde var olan düzensizlik ile koşut olarak düzen bozucu unsurların ortadan kaldırılması ya da ıslah edilmesi ve bunu yapma görevinin kimlere ait olduğunu açımlanır. Sorunların kaynağında birkaç grup yer almaktadır. Birincisi üst kademedeki yöneticiler sınıfıdır. Shakespeare’in Kral Lear, III.Richard, Kısasa Kısas, Hamlet vb. gibi oyunlarında yer alan yönetici sınıfın kendi aralarında yaşadığı iktidar mücadelelerine karşı Shakespeare haklı iktidarı uyanık olmaya ve yönetim sanatını iyi kavramaya çağırıyor.

İkinci kademede ayak takımı olarak ortaya çıkan kesim yer alır, onlar İngiltere’nin halkıdır. Çıkarları neredeyse oraya doğru yönelen bir kesimdir bu. Özellikle iktidar gücünü kaybettiğinde iktidara karşı bir tehlike yaratabilecek bir kesimdir. Onlara karşı da dikkatli olunmalı; yeri geldiğinde cezalandırılmalı ama yönetici adaletli ve affedici de olabilmelidir.

En son kademede Caliban tipi yer alır. O insan bile olmayandır. Ancak cezalandırılmadan ve korkudan anlar. Onunla bir yurttaşın hele ki bir yöneticinin aynı seviyede olması mümkün değildir. O, en alt tabakada yer alır ve bütün kötülükleri üzerinde barındırır. O potansiyel suçludur. En önemli ahlaki değerleri bile hiçe sayandır. Bu yüzden o, sürekli denetim altında tutulmalıdır. Foucault’un cezalandırma modellerinden üçüncü basamakta belirttiği şekilde suçluyu toplum yararına köle haline getirme cezası uygulanır Caliban’a. Böyle bir ceza topluluğa yapılan zarara göre, şiddeti ve süresi bakımından dereceli olabilir. Bu ceza suçlunun toplumsal antlaşmayı çiğneyerek yarattığı haksız zorbalığın ve zararın topluma ödenmesini sağlasın diye suçlunun emeğini ve kişiliğini toplum hizmetine verir.

Oyunda bir başka nokta ise ahlaki tutumdur. Miranda ile Ferdinand’ın önüne koşulan şartlar ile Prospero bozulan ahlaki değerlerin yeniden egemen kılınması gerektiğini vurgular. Bu da dönemin gerçekliği ile ilgilidir. İşsizliğin ve cehaletin artmasından dolayı o dönem İngiltere’sinde ahlaksızlık hat safhaya varmıştır. Prospero elindeki tanrısal gücüyle olması gereken tek meşru sistemi yeniden kurar. Bu kutsal ve ideal olan düzendir.

Şunları da beğenebilirsin

-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00