Etrafını saran kadınlara aldırmadan işine devam ediyordu. Gelen faturaları tek tek sisteme giriyor, bir hata olmaması için birkaç kez kontrol ediyordu. Daralıp da başını kaldırdığında göz göze geldiği kadınlardan birinin öpücüklü tacizine uğramamak için içinden sürekli “uyanık ol, uyanık, ol,” diye kendine telkin veriyordu. Günahın hoş kokusu ve davetkârlığı ilk önce uyuyan zihinleri yakalardı. Böylesine bir duruma düşmenin faturası ağırdı, elinden geçen o faturalar gibi dilediğin zaman silmek de mümkün değildi.
Karısı her sabah, kadınlara karşı dikkatli olmasını, onların kurnazlığından sakınmasını öğütler dururdu. Bu yüzden ufak bir kadından gelebilecek küçük bir selam kırıntısına bile dönüp de karşılık vermez, görmezden gelirdi.
“Keşke bu kadar yakışıklı olmasaydım. Çirkin ve günahsız olmayı çok isterdim,” diye mırıldandı kendi kendine. Masasında duran küçük aynaya baktı. Aynanın boyutuna sinirlendi. Kendini tam olarak görememek öfkelendirdi onu. Bu duygusal yükselmenin etkisiyle sesini yükselterek odaya seslendi, “hanımlar sizde ayna var mı?”
Kimseden ses çıkmadı. İki kez tekrarladı aynı soruyu. Ses yoktu. Şaşkınlıkla kafasını kaldırdı, çevresine bakındı. Odada kendinden başka kimse yoktu. Kendi masasından başka masa da yoktu üstelik.
“Demek ki onlar da günaha girmemek için terk ettiler burayı,” dedi ve işine geri döndü.
Erkan K.
