Harold Pinter ve Git-Gel Dolap

by Erkan K.

Harold Pinter tiyatroya öncelikle oyunculuk alanında giriş yaptı. Royal Academy of Dramatic Art’a 1948 yılında girdi. David Baron adıyla çeşitli oyunlarda oynadı. İlk olarak 1957’de yazdığı Oda (the room) adlı oyunla yazarlığa geçen Pinter’ın ilk oyunları eleştirmenler tarafından olumsuz tepkilerle karşılandı. Daha sonra yönetmen Peter Hall ile işbirliği içine girdi. National Theatre’da yardımcı yönetmen oldu; serbest oyun yazarlığının yanı sıra sinema ve televizyon için de yazdı.

Onun sahne yapıtları içinde Gitgel Dolap (The Dump Waiter), Doğum Günü Partisi (The Birtday Party), Kapıcı (The Gretaker), Eve Dönüş (The Homecoming), Old Times (Eski Günler), No Man’s Land (Issız Topraklar), Aldatma (Betrayal) ve A Kind of Alaska (Bir Çeşit Alaska) oyunları sayılabilir. Bunlar birbirlerinden çok farklı olmasına karşın onun oyunlarında bazı ortak öğeler mevcuttur. Bu özellikler pintıresk olarak adlandırılır. Saptanan özellikler şunlardır:

  • Bir tehdit ve gizem havasında gelişen günlük, sıradan durumlar.
  • Açıklanamayan, açığa vurulmayan, belirsiz güdüler ya da geçmişe ait bilgiler.
  • Otantik, görünüşte doğal ve dikkatlice, incelikle işlenmiş bir konuşma düzeni.
  • Sessizliğin konuşma düzeninin ayrılmaz bir parçası olması.
  • Ayrıca tüm konuşmayı, karakterin kendi ruhsal çıplaklığını örtme çabasının sonucu olan bir strateji biçimi olarak işlenmiş olması. Böylece “konuşulmayan bir alt metin” de konuşma düzeni kadar önemli oldu.

 

Pinter’ın oyunlarında başlangıçta her şey eğlendirici ve keyif verici bir biçimde belirsiz verilir, ama oyun tam anlamıyla kaygıya, pathos’a karakterin kimi kötü bir durumla karşılaştığında oluşan korkuya ve kendilerini, genellikle dışardan gelecek ya da oyunun geçtiği ortamda ortaya çıkacak bilinmeyen, genellikle de tanımlanamayan tehlikeye karşı koruma arayışına döner.

Olaylar genellikle bir iç mekânda, sığınılan, kaçış için kullanılan kapalı bir “oda”da geçer. Sığınışın nedeni genellikle dış ve soyut bir tehdidin varlığıdır.

Bir oyun yazarı olarak Pinter Çehov ile Beckett arasında bir yere denk düşer. O Beckett gibi karakterlerini gerçekliği olmayan bir evrende, yalıtılmış bir biçimde, kaygılarıyla boğuşmaya bırakırken Çehov gibi de geçmişe ait gerçekçi bir yapı ve daha derin çatışmaların ve belirsizliğin gizlediği ya da sıklıkla kaçamak cevaplardan oluşan, eylemi önceleyen bir konuşma düzeni yaratır. Çehov’un oyunlarında sezilen ölgünlük, durgunluk havası onun oyunlarında da hissedilir.

Pinter 70’lerden sonra soyut dış tehdit ve tedirginlik konusunu somut gerçeklere, özellikle de siyasal, toplumsal kurumlara uyguladı. Bir Tek Daha’da işkence ve işkenceci konusunu, Bir Dağ Dili oyununda ise insanın varoluş koşulu olan dilin yasaklanması konularını işlemesini bu dönem yazarlık sürecine örnekleyebiliriz.

 

Harold Pinter genellikle absürd tiyatro bağlamında ele alındığı için öncelikle absürd tiyatroyu ya da diğer adıyla uyumsuz tiyatroyu kısaca incelemek yararlı olacaktır.

Absürd tiyatro İkinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı derin insani yıkımların, acıların, umutsuzluğun ve boşluğun kaynaklığında oluştu. Savaştan sonra bir umutsuzluk dönemi yaşanmaktadır. İnsan düşüncesi anlayamadığı güçler karşısında felce uğramıştır. Milyonlarca insanın ölmesi, kitle kıyımları, atom bombası, kentlerin yakılıp yıkılması dehşet uyandırmaktadır. Korku ve güvensizlik gibi, nedeni az çok bilinen duygular yerini nedensiz bir endişeye, bunalıma, boşunalık duygusuna bırakmıştır. Daha iyi bir dünya ülküsünün yerini onarılmaz bir biçimde parçalanmışlığın kabul edilmesi almıştır. Absürd tiyatro yazarları İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamış olanların ruhsal durumunu dile getirirler.

Ayrıca savaş olgusunun yanında XX. yüzyılda iyice belirmeye başlayan endüstri çağının etkisi de yazarlar üzerinde etkili olmuştur. Bu döneme değin köye, kasabaya, kente dağılmış olan küçük büyük topluluklar, dinsel inançların, gelenek ve törelerin, alışkanlıkların, sınırladığı bir dünyada yaşıyorlardı. Çeşitli çevrelerden gelen bu insanlar şimdi endüstri merkezlerinde toplanıyor, korkunç bir gücün taşıyıcısı olan kitlenin içinde yeni bir yaşam düzeni kurmak ve ona ayak uydurmak zorunda kalıyorlardı. Eskiden bu insanlar arasındaki uyumsuzluklar dinsel inançlarla bir dereceye kadar örtülebiliyordu. Şimdi yüzyıllar süresince geçerli olan değer yargılarının kırıldığı, inançların içeriğini yitirdiği materyalist bir dünya da buluyorlardı kendilerini. İnsanlar birbirlerine yabancılaşmaya başlıyor, anlaşma araçları gittikçe kısıtlanıyor, birbirinin dilini bile anlayamaz hale geliyorlardı. Yeni bir insan türü çıkıyordu ortaya: Toprağından, yaşadığı çevreden, doğal bağlantılarından koparılarak yapay bir ortam içine itilmiş olan ve kitle içinde tek başına kalan yalnız insan absürd tiyatroyu besleyen damarlar olmuştur.

Burjuva kapitalist dünyanın neden olduğu bu yozlaşmaya ve yalnızlığa karşı burjuva dünyasının alışılageldik beylik değerlerine dayalı yaşam tarzını mutlak olumsuzlayıcı bir tepki ortaya koyarlar absürd yazarlar.

Absürd tiyatro ortak bir programı olan, ilkeleri, kuralları saptanmış bir akım olmamakla birlikle yazarlarının ortaklaştıkları bazı noktalar vardır. İnsanoğlunu evren içinde tutunacak dal bulamayan, özlemlerini, beklentilerini gerçekleştiremeyen, yabancılaşmış, çevresinden kopmuş bir yaratık olarak ele alırlar.

Absürd oyunlarda rastlanan genel özellikleri maddeleştirecek olursak şu özellikleri sıralayabiliriz.

  • İletişimsizlik
  • Yabancılaşma
  • İnsansızlaşma
  • Gerçeğin yerinden oynatılması
  • Gerçeği parçalamak, ona ayna değil de prizma tutmak.
  • Karşı-tiyatro, karşı-oyun, karşı-kahraman
  • Sahnenin somut görüntü dili
  • Grotesk ve kara güldürü
  • Sanatlı uyumsuzluk.

 

 

GİT-GEL DOLAP

 

Oyun mekân olarak daha sonra bir mutfak olduğunu öğrendiğimiz bodrum katındaki penceresiz bir “oda”da geçmektedir. Pintıresk öğeler içinde yer alan olayların bir iç mekânda geçmesi özelliğini bu oyunda da görüyoruz.

Oyunda iki karakter var: Ben ve Gus iki kiralık katildir ve Ben içlerinde bulundukları hiyerarşik dizgede üst, Gus ise ona göre alt bir konumda yer alır. Ben oyunda Gus’a göre daha sakin ve durumunu daha kabullenmiş bir haldedir. Gus ise giderek artan bir rahatsızlık içinde bulunmaktadır.

Oyun tek bir mekân içinde geçmesinin yanında tek perdeden oluşur.

Konusu ise kısaca şöyle gelişmekte: Ben ve Gus iki kiralık katildir, bulundukları ortamda çok gergin halde beklemektedirler. Bu bekleyiş halinde çay yapmak isterler fakat kibritleri yoktur, kapının altından içinde kibrit bulunan bir zarf atılır. Fakat bu seferde ocağın gazının bitmiş olduğunu fark ederler, ocak bozuk parayla çalışmaktadır ancak hiç bozuk paraları yoktur. Sonrasında git-gel dolap gürültüyle çalışmaya başlar. Dolab ile birlikte yukardan kâğıt parçasına yazılı bir yemek siparişi gelir. Ben ve Gus siparişleri yerine getirmeye çalışır ancak ısmarlanan yemeklerin hiçbiri ellerinde yoktur. Onlar da bu sefer ellerinde ne varsa onları yollarlar. Ceplerinden çıkan bir paket çay, süt, çikolata vb. yiyecekleri gönderirler. Git-gel dolap sürekli yeni siparişleri getirir ve gelen isteklerin karmaşıklığı artar. Balkan, Çin vb. yemekleri ısmarlanır… Tam yemek yetiştirme işinden sıkıldıkları anda yukarıyla iletişim kurabilecekleri bir seslenme borusu görürler. Ben yukarıdakilerle ilişkiye geçer ve Gus’ın yolladığı pastanın kremasının bozuk, çikolatanın erimiş, bisküvilerin bayatlamış, sütün ekşimiş olduğunu öğrenir. Bunları duydukça yukarıdakilerden devamlı özür diler.

Sonrasında Gus su almak için dışarı çıktığında konuşma borusu yine çalışır. Ben yukarıdan son emirleri alıyordur. İçeri ilk giren adam öldürülecektir. Gus içeri giren ilk kişidir. Ölecek, öldürülecek kişi Gus’tır.

Konusunu kısaca bu şekilde özetledikten sonra. Oyundaki Pintıreks ve absürd öğelere bir bakalım.

 

Pitıresk özellikler arasında saydığımız sessizlik öğesini metne baktığımızda daha ilk sayfada sahne tasviri yapılırken görüyoruz, sonrasında metnin sonuna kadar iletişimi kesen, engelleyen bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Oyun uzun bir sessizlikle son bulur. Kazanan bir bakıma sessizlik olmuştur. Gus’ın sürekli konuşma meyilinde olması ve Ben’in de onun karşısında suskunluğu sağlamaya çalışması karşıtlaşmasında kazanan Ben’in susuşudur.

Bir tehdit ve gizem havasında gelişir olaylar. Ben ve Gus nerededir ve neden bu haldedirler? Gus’ın sıkıntısının gerçek nedeni nedir? Kimi öldüreceklerdir? Neden bu işi yapmaktadırlar?.. Gibi sorular uyanır kafamızda. Ayrıca kapının altından kim tarafından gönderildiği belli olmayan bir zarf yollanır ve tam da kibrite ihtiyaç duydukları bir zamanda 12 adet kibriti içinde barındırmaktadır zarf. Kim, niçin ve neden 12 adet kibrit?.. Sonradan, durup dururken git-gel dolap çalışmaya başlar ve bulundukları ortamın mutfak olduğunu öğreniriz ama ilginçtir orasının gerçek bir mutfak olmasını sağlayacak belirtilere rastlamayız. Orası gerçekten bir mutfak değil midir acaba?

Açıklanamayan belirli şeylerle karşılaşırız. Bunlardan en önemlisi bizim için sır olan Ben ve Gus’ın önceki hayatlarıdır. Onların varlıkları tarihsel bağlamından kopartılarak yansıtılmıştır. Daha önce ne gibi işler yaptıklarını, Gus’ın veya Ben’in önceki psikolojilerini pek çıkaramayız oyunda. Ancak konuşmaların akışından, iletişimsizlikten bir yabancılaşmanın içinde bulunduklarını ve bununda daha önce yaptıkları kirli işlerle bağlantılı olduğunu çıkarsarız.

Başlangıçta her şey belirsiz, hatta komiktir. İki kişi bir odanın içindedirler. Biri sürekli gazete okumakta diğeri ortalıkta dolaşmaktadır. Ara sıra konuşurlar ve konuştukları konular oldukça sıradan ve komik şeylerdir. Biz ne olduğunu anlamaya çalışır; olacakları beklemeye başlarız. Onlar ise alelade konuşmalarına devam ederler. Ancak sonradan ilginç şeyler olmaya başlar. Durumlarında özelliklede Gus’ın psikolojisinde bir şeylerin değişmekte ya da açığa çıkmakta olduğunu görürüz. Aslında konuşmalarındaki, davranışlarındaki bayağılığın derin anlamları vardır. Örneğin Ben’in gazete okumayı ısrarla sürdürmesi ve Gus’ın susmasını sıklıkla belirtmesi onun gerçeklerden kaçma istemini ifade eder. Gus ısrarlıdır, konuşur ve her konuşması onu kendi pathos’una daha çok yaklaştırır. Tehlike dışarıda, yukarıdadır. Ve tam bir tanımlama, kim olduklarına ilişkin net bir şey yoktur. Bu tanımlanamayanın yarattığı bir baskı söz konusudur. Ve Gus yukarıdakilerin istemediği şekilde davranarak yok oluşa doğru sürüklenir.

Konuşma düzeni daha öncede sık sık tekrarladığımız gibi sıradandır. Oysa bu bir örtü işlevi görmektedir. Oyunun acılı sona doğru ilerlemesi sürecinde kişilerin ruhsal halleri konuşmalarda belirginleşmeye başlar. Konuşmalardaki kesiklik, konuşmaların yarım kalması, sessizlikle bölünmesi aslında bir baskının, ruhsal bir baskı nedeniyle gerçekleşmektedir.

Buradan konuşulmayan alt metnin oyunun çözümlenmesi açısından önemli olduğu sonucuna varabiliriz. İletişim düzlemi alt metnin üzerinde gelişir, onu gizler ve yansıtır.

Örneğin Ben içinde bulunduğu hiyerarşik dizgede uyumlu tarafı temsil ettiği için ona yönelecek saldırıları engelleme istemini, tavrı ve konuşmalarıyla belli ederek alt metni eylem düzeyinde görünür kılar ki bu Gus içinde geçerlidir.

Diğer bir pintıresk özellik de daha önce vurguladığımız gibi mekân olarak bir iç ortamın, “oda”nın kullanılmasıdır. Isız bir yerdir burası, dışarısı ile iletişimi yoktur.

 

Absürd öğeler için oyuna baktığımızda kısaca şunları görüyoruz. Oyunda iletişimsizlik mühim bir fenomendir. Mekânın kapalı, bodrum katta, dünyadan soyutlanmış bir yer olması iletişimsizlik boyutunun ilk önce mekânda kendini göstermiş olduğunu görüyoruz. Bunun yanı sıra karakterlerin birbirleriyle bütünlük içinde, anlamlı bir düzlemde konuşamıyor olmaları, birbirlerinden garip bir şekilde uzaklık içinde bulunmaları gibi durumlar iletişimsizlik için verebileceğimiz donelerdir.

Yabancılaşma boyutu iletişimsizlikle ilgili bir olgudur. Soyutlanma içinde bulunan bireyler ne kendileriyle ne dış gerçeklikle ne de birbirleriyle doğrudan bir temas içinde değillerdir. Kendilerinin ve çevrelerinin dışındadırlar, yabancılaşmışlardır.

İletişimsizlik ve yabancılaşma sonucunda kişi insani özün yitirilmesi ile karşı karşıya kalır. Kiralık katiller olmaları onları başından bir insansızlaşmaya sürükler. Bunun en uç örneğini Ben’in arkadaşı olan Gus’ı gelen emir doğrultusunda öldürmesidir. Artık önemli olan insan değildir, insanın dışında belirleyici olan başka değerler vardır ki bu değerler bir değersizlikler silsilesidir.

Gerçekliğin sınırlarının dışına taşan bazı şeyleri görüyoruz bu oyunda. Bunları daha önce belirtmiştik. Örneğin zarf olayı, git-gel dolap olayı, mutfak mı değil mi sorgulaması, yukarıdakilerin kim olduğu vb. gibi emsalleri sayabiliriz.

Oyunda bir kahraman yoktur. Kendisiyle özdeşim kurabileceğimiz kişi ne Gus’tır ne de Ben. İkisi de olumsuzluklar içindedir. Kiralık katiller olmaları baştan onları bizden yabancılaştırır. Bununla beraber oyunun tarihsel bir bağlamı olmaması, zamanı belirgin olmaması, öykünün akla aykırı pek çok şeyi barındırmasından dolayı oyunu karşı-oyun içinde değerlendirebiliriz.

Sahnenin somut görüntü dili pek çok göstergeleri içinde barındırır. İletişimsizliği, soyutlanmışlığı, yabancılaşmayı, insansızlaşmayı “oda” olgusunda görebiliriz.

Tüm bunların yanında oyunda güldürü öğeleri de mevcuttur. Örneğin, iki ciddi caniyi “macaroni pastitsio, ormitha macarouada ve char slu ve fasulya filizleri” istekleriyle bombardıman eden dış güçler gülünç bir durum yaratır. Ayrıca iki adamın artan endişelerinin saklandığı küçük, sıradan konuşmalar: Hangi futbol takımının o cumartesi deplasmanda oynayacağı, “çaydanlığı yakmak” ya da “gazı yakmak” demenin doğru olup olmadığı tartışmaları, akşam gazetesindeki önemsiz haberlerin öylesine tartışılması absürdlükleri içinde son derece doğru, gülünç ve ürkütücüdür.

 

Oyunun yapısı hakkındaki değinmelerimizden sonra metnin ne anlattığına bir bakalım.

Ben ve Gus hiyerarşik zincirin halkalarında bulunmaktadır. İçinde yer aldıkları teşkilatta, emre sorgusuz, sualsiz itaat temel yasadır. Onlardan beklenen sadece işlerini sessiz sedasız yerine getirmeleridir. Bu ana kadar hep böyle yürümüştür işler. Fakat artık Gus bazı şeylerden rahatsız olmaktadır. Durumundan memnun değildir. Anlayamadığı şeyler vardır ve bunların cevaplarını merak ediyordur. İlk sorusu 95. replikte verilir, rahatsızlığı açığa çıkar, o da Ben’in bildiği ve kendisinden saklanan gerçekleri öğrenmek istemektedir. Gus öğrenmek huzursuzluğunu dile getirmek için konuşmaya başlar, sorular sorar. Ondan susması istenir sürekli. Kapalı kalması gereken konular vardır ve bunlar üzerine düşünmek yasaktır. Ben düzenin devamı için Gus’a engel olmaya çalışır, onu susturur birçok kez. Gus’ın soruları giderek daha tehlikeli bir hal almaya başlar.

Gus içinde bulundukları duruma anlam veremez. Örneğin oyunun bir yerinde, içinde bulundukları vaziyetin garipliğine ilişkin “ne biçim lokanta burası” sorusunu sorar. Oranın bir lokanta veya lokantanın mutfağı olabilmesini sağlayacak nesnel özellikler yoktur; ancak sanki bir lokantanın mutfağında çalışan iki kişi gibi davranırlar. Gus buna anlam veremediğini ifade eder.

Bir başka yerde gelen sipariş kâğıdını yırtar ve öfkeyle sıkıntısını dile getirir. “Biz enayi gibi onlara yemek yetiştirmeye çalışıyoruz”, “alay ediyor bizimle” artık sorunun da ötesine geçen bir eylemlilik içine girmiştir Gus.

Artık Gus çizmeyi aşmıştır. Bir yerinde oyunun Ben onu şu şekilde uyarmıştır “Her işe burnunu sokmaman gerek” onun burnu yanlış yerlerde gezinmektedir.

En sonunda kaybeden Gus olur. Ona biçilen rolü kurallarına göre oynamadığı için tasfiye edilir.

Oyun bir yarışma havasında gelişir. Dışardan onları gözlemleyen bir jüri vardır ve hangisi oyunu en iyi şekilde (kurallara uygun olarak) sürdürürse o kazanacaktır. Jüri kararını vermiştir. Onun tahakküm gücü o derece etkindir ki yasaya uymayan Gus’ı en yakın arkadaşı tarafından ortadan kaldırtabilir.

 

 

Şunları da beğenebilirsin

-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00