İrlanda’nın Dublin kentinde, yoksul düşmüş bir ailenin oğlu olarak doğan George Bernard Shaw, yazdığı komediler, denemeler ve eleştirilerle çağdaş edebiyat ve siyasete büyük katkılarda bulunmuştur. Çocukluğunda ailesinin yakın çevresinde bulunan müzik öğretmeni, ona müzik sevgisini aşılayarak daha sonra başarılı bir müzik eleştirmeni olmasını sağladı. 16 yaşında okulu yarım bırakarak bir emlak komisyoncusunun yanında çalışmaya başlayan Shaw, yaşamını yazar olarak kazanmak için 1876’da annesiyle birlikte Dublin’den Londra’ya gitti. Burada, yarım kalan eğitimini British Museum’un kütüphanesinden yararlanarak kendi çabasıyla tamamlamaya çalıştı. Bu dönemde yazdığı romanlar başarısız oldu.
1880’lerde siyasetle ilgilenmeye başlayan Shaw, yönetimde değişimin ve reformun gerekliliğine inanarak sosyalist oldu. Bu düşüncelerin geniş kitlelere ulaşmasını ve daha iyi anlaşılmasını sağlamaya çalışan Fabian Derneği’ne katıldı. Bu dernek 1884 yılında İngiliz reformcu sosyalizminin öğretisini işleyip ortaya koymak amacıyla kuruldu. Bu okul öğretisini toplumun kesin ve titiz bir ekonomik çözümlemesine dayandırma iddiasındaydı.
Fabianlara göre ekonominin işleyişini sarsıntıya uğratmaksızın kapitalist rantın tümünü birden yavaş yavaş zoralımına (devletin eline geçmesi) uğratmak olanağı vardır. Bir yandan bu zoralımı sürdürülürken, bir yandan da Devletçi ya da komüncü işletmeler kurulabilir ve bu kamu işletmeleri, kapitalistler tarafından ödenen vergileri ödemekten bağışık kılınarak, hemen kazançlı duruma sokulabilir. Böylece de yavaş yavaş sosyalizme geçiş olanağı ortaya çıkacaktır. Bu düşünce marsist devrimci teoriden İngiliz imparatorluğu ve kapitalizmini korumak (çünkü savunuları kapitalizmin aşılmasını imkansız kılmaktadır) için marksizmin revize edilmiş reformist bir şekliydi. Bu anlamıyla fabian sosyalizmi İngiltere’nin çıkarları hesap edilerek ortaya konulan bir sosyal düşünceydi.
Bu arada fabiancı düşüncenin belli başlı özelliklerini tanımlamak için, bu düşüncenin genellikle İngiliz emperyalizminden yana olduğunu da belirtmek gerekiyor. Nitekim Boer Savaşı sırasında yayımladığı “Fabiancılık ve İmparatorluk” başlıklı bir taşlamasında Shaw, açıktan açığa İngiliz hükümetinin tutumunu savunacak; bu tavrına dayanak olarak da, Hollandalı kolonların “geri kafalı” olduğunu, ve a dünyanın büyük devletler arasında pay edilmesinin önüne geçilmesi olanaksız bir gerçeklik olduğunu ileri sürecektir. Gene aynı ilkeler adına Shaw, Çin’in de bölüşülmesinden yanadır, ve daha sonra da İrlanda’nın bağımsızlığına da karşı çıkacaktır. Bu tavır, sonradan sayısız İngiliz sosyalisti tarafından benimsenecek olan “İngiliz adalarına pek özgü” bir sosyalizm anlayışına iyi bir örnektir.
Shaw’un ilgi alanı yalnızca siyasetle sınırlı değildi. Güzel sanatları, müziği, tiyatroyu seviyordu. 1885’ten sonra birçok gazeteyle dergiye kitap, resim, müzik ve tiyatro eleştirileri yazmaya başladı. Çeşitli konularda çok net ve açık düşünceler üretebilme yeteneği olan Shaw, başka insanların da olayları aynı biçimde görebilmesini sağlamaya çalıştı. Bunu yapabilmenin en iyi yolunun oyun yazarlığı olduğunu düşündüğü için oyunlar yazmaya başlamıştır. Öncüllerinin sığlığına tepkide bulunan birçok yeni karamsar yazarın aksine Shaw öncelikle güldürü türünde oyunlar yazmıştır. Bu seçim kısmen Shaw’un insanın kusursuzlaştırılabileceğine duyduğu inanç ve insanları etkileyebilmek için çaba harcaması ile açıklanabilir. Bu nedenlerle onun oyun kişileri mutlu sona ulaşma yolundaki engelleri kaldıracak algı düzeyine ulaşırlar..
Shaw’a göre tiyatro, seyircisinin gözünü açmalı, koşulladığı uydurma kalıpları aşmasını sağlamalıdır. Bunu, gerçekleri tarafsızlıkla sergileyerek değil, fakat sorunu her yönü ile tartışarak yapmalıdır Tiyatronun mantığa, bilime, dine, politikaya karşı duyarsız olmasından yakınır. Tiyatronun toplumu etkileme, onu sürükleme gücünü gösterir. Bu güçten yararlanıp insanları önemli sorunlar üzerinde düşündürmek gerektiğini belirtir.
Onun tiyatrosunun önemli bir özelliğini şöyle açımlayabiliriz. Tiyatroda birbirinden farklı eylem tipleri vardır. Kimi durumlarda süje, kişilerin kararlı edimleri üstüne kurulmuş, onların yaşamlarındaki dönüm noktalarına-“düğüm noktaları”na- göre düzenlenmiştir. Böyle durumlarda eylemi dolduran şey dış dinamikleridir: yani aksiyonun sürecinde ve sonucunda kahramanlar arasındaki ilişkiler, onların kişisel yazgıları veya toplumsal konumları değişmektedir.
Öteki durumlardaysa olaylar, öncelikle kişilerin düşünce ve duygu süreçlerinin nedenleri olarak görülürler. Burada kişiler, düşüncelerini ve duygularını, davranışlarıyla (sözler, tavırlar ve mimikler olarak) dile getirirler, fakat yaşamlarında dışsal bir değişim doğuracak hiçbir şey yapmaya girişmezler. İşte bu durumlarda eylemin bir iç dinamiği vardır: yani olayların akışı içinde kahramanların konumlarından çok, ruhsal durumları değişim geçirir. Bu eylem tipi 19. ve 20. yüzyıl tiyatrosunda geniş bir yayılım kazanmıştır.
Adı geçen iki eylem tipini G.B.Shaw da “ibsenciliğin özünün özü” adlı çalışmasında polemikçi bir karşılaştırmayla birbirinden ayırıyordu. İbsen, kahramanları dıştan değişimlere götüren geleneksel tarzda ustalıklıca karmaştırılmış olaylar ile, kahramanların kendi yaşam durumları üstüne yaptıkları konuşma ve tartışmaları karşı karşıya getirmekteydi. Shaw, kahramanlar arasındaki “tartışma” yı, ibsen’in oyunların da ve bütünüyle yeni dramda var olan en önemli eylem temeli olarak görüyordu.
Bunun yanı sıra Shaw ibsen gerçekliğinin İngiliz tiyatrosundaki öncüsü olarak, gerek iyi kurulu oyuna, gerekse sahte toplumsal oyunlara karşı, sorunsal (toplumsal oyun) tarzını geliştirdi. Onun bu naturalist- gerçekçi tiyatrosunda düşünce dış dünyaya açılır. Seyirci doğal gerçekler konusunda, toplum ilişkileri konusunda, din, felsefe, politika konularında o güne dek sahneye getirilmesi adet olmamış bilgi ile donatılmaktadır. Gerçekçi tiyatronun kuramcıları seyirciyi eski kalıpları aşıp yeni değerlendirmeler yapmaya çağırmaktadırlar. Tiyatronun salt bir vakit geçirme aracı olmadığı özellikle vurgulanır. Bu nedenle Shaw, oyunlarında bir öykü anlatmanın yanı sıra, kendi görüşlerini de kanıtlamayı amaçlamıştır. Bu görüşler insanların inançlarını altüst ediyor, rahatsız ve tedirgin olmalarına yol açıyordu. Bu yüzden o: “Dramın yöntemi o kadar etkili ki, sonunda tüm Londra halkını tiyatroya giderken yanlarına akıllarını ve vicdanlarını da almaya ikna edebileceğim” demiştir Shaw.
Onun komedyası hakkında da şunları söyleyebiliriz. Bernard shaw’ komedyaların da , ele alınan konuyu tartışmaya açarak seyircinin ezberlenmiş kalıpların baskısından kurtulması ve çok yönlü düşünmesi, özgün düşünce üretmesini sağlamayı amaçlamıştır. Doğruluğu önceden kabul edilmiş yargıların yeniden denetime alınması, geçerliklerinin çağdaş değerler açısından bir kez daha sınanması, yenilikçi ve devrimci bir tutumdur. Shaw, komedyalarında her çeşit bağnazlığı yobazlığı, din adamlarının çıkar hesaplarını, politikacıların kurnazlıklarını açığa çıkaran tartışmalı durumları ele almış, seyircisini bu konulara yeniden düşünmeğe, çağdaş insanlık anlayışı açısından yeni değerlendirmeler yapmaya çağırmıştır. Bu oyunlarda komedyanın işlevi düşünceyi devindirmektir. Düşüncenin devinmesi demek zekanın bilenmesi, usun canlanması, üretken olması demektir.
Onun insan aklı, ve ahlakı konusunda kendi tavrını şu sözünden de çıkarabiliriz:
“ben bir ahlak devrimcisiyim, sınıf çatışmasıyla ilgilenmiyorum..kapitalist-proletarya ayrımını değil, ahlak tarihçisi- doğa tarihçisi ayrımını inceliyorum” o bu sözleri doğrultusunda ürünler verdi; böylece burjuva toplumsal düzen ile insan doğası arasındaki aykırılığı aşmayı gerektiren ahlak sorununu ortaya atarak, burjuva komedyasına işlevsellik kazandırmaya, onu düşünce tiyatrosu haline getirmeye çalıştı. Bu doğrultuda, yapay düzenin insanı ile insan doğasını (sağduyu, dürüstlük) temsil eden kişiler arasındaki çatışmayı ele aldı. Oyun kahramanı ile din, töre, görenek ve siyaset arasındaki çatışmaları sorunsal oyunlarının temeline oturttu.
Erkan K.
