Güzellik insandaki bir duyuysa bu bir duyumsamayı; dolayısıyla da bizim dışımızda var olan ve güzel olarak sıfatlandırılan bir nesnenin varlığını gerektirir. Peki bu nesnede var olan ve bizim ona güzel dememizi doğuran şey nedir. Hangi sebeplerden, niteliklerden dolayı bizde güzellik duygusu oluşur. Bu estetik beğeninin biçimi, bileşimi nedir…..
Estetik bu ve buna benzer soruları kendine problem edinmiş; felsefenin en genç ve aynı zamanda en yaşlı disiplinlerinden biridir. Köklerini Sokrates, Platon ve Aristo’ya değin götürebileceğimiz bu alan Alman düşünür Baumgarten’in sayesinde isim kazanmış ve bir bilim olarak inşa edilmeye başlanmıştır. Ardından Kant, Schelling, Hegel vb. gibi büyük düşünürler sayesinde olgunlaşmış, kavramsal temellerini kuvvetlendirmiş ve günümüze değin çok farklı anlayışları bünyesine katarak, zenginleşerek varlığını sürdürmüştür.
Filozofların en nihayetinde öncül aldıkları başat estetik değer “güzel” kavramı olmuş, güzelin oluştuğu yerin varlığı noktasında farklılaşan düşünceler ortaya atılmıştır. Kimi, metafizik anlayışı gereği güzeli aşkın bir form olarak reel alanın dışında varsaymış ve sanat yapıtını bu ideal formu taklit eden bir araç olarak görmüş; kimi, güzeli nesnenin orantısal, harmonik düzenlenişinde bulmuş; kimisi de bunun insanda var olan bir duygu olduğunu ve göreceli bir değişkenliğe sahip olduğunu ön görmüştür.
Erkan K.
