32
Sahiden iyi bir şeyler yapabileceğine, yaratabileceğine inancı yoktu, bu yüzden “öyleymiş gibi görünme” konusunda zaman içinde ustalaşmıştı. Okuldaki sessizliğini ara sıra söylediği bir iki entel kelimenin sayesinde “o şu anda düşünüyor, bilmenin verdiği ağırlık var onda…” türünde ego okşayıcı varsayımlar yaratmayı başarmıştı. Oysa işin aslı öyle değildi. Sessizdi, çünkü bilgisizliğin boşluğunda, o havasız ortamda beyni adeta duruyordu.
Çevresindekilerin söylediklerine kendisi de inanmaya başladı. Beynindeki sessiz uğultuyu da hakikatin sözsüzlüğü diye duyduğu postmodern, budistçe vb. lakırdılara bağladı. O hakikate ermişti. Hissettiği şey huzurdu. Saf, idrak edilemeyen bilgiydi. Söze, sese gelmemesindeki hikmet meğerse buydu.
Erkan K.
